kuş ölür sen uçuşu(nu) hatırla..


Netflix’in 3 Haziran 2022 tarihli dizisi Kuş Uçuşu hakkında bir şeyler yazmak istedim. Sekiz bölümlük dizide, Öteki Taraf isimli haber bülteni sunucusu Lale Kıran ile stajyer Aslı Tuna arasında gelişen olayları izledik. 

Gazetecilik mezunu Aslı, bir şekilde Lale’nin haber kanalında stajyer olarak işe başlar. Henüz mesleğin başında, bodrum katında yaşıyor ve torpili yok. Lale’nin yerine geçmeyi tam anlamıyla ‘kafasına koymuş’ ancak bunun için tek motivasyonu obsesyona evrilen ilgisi, uygulayabileceği tek strateji ise algı yaratmak ve onu yönetmek.

Sosyal medyanın geleneksel medyayı, algı ve kulis haberciliğinin de araştırmacı gazeteciliği tahtından indirdiği günümüzde sistem basit işliyor. Bir haberin sürekli karşınıza çıkması zamanla o şeyin doğru olup olmadığını önemsiz kılıyor. Çünkü haberin bilinçaltınızda yarattığı etki ile çabucak bir düşünce ve davranış kalıbı oluşuyor. Bilinçaltına yerleşen düşünceyi sonradan ‘yanılmışım’ diyerek söküp atmak kolay değil. Bu süre zarfında zaten algı yöneticilerinin istediği eylemi gerçekleştirmiş oluyorsunuz; beğeni, tıklama, linç gibi.

Geleneksel televizyon haberciliği ve yazılı basının eski gücünü yitirmesi, iyi gazetecilerin görünmez olması, haber içeriklerinin youtube’dan indirilmiş videolarla laçka bir düzleme savrulması, sabah veya akşam kuşağı adı altında her türlü aşırılıklar sosyal medya kullanmayan karasal izleyiciler için de farklı bir dezenformasyon alanı. 

Aslı’nın Lale ‘olmak’ tan ziyade Lale’nin ‘yerinde olmak’ yolculuğunda -biraz da senarist şansıyla- istediği her şey yolunda gidiyor ve kısa sürede Lale’nin asistanlığına yükseliyor. Aslı’nın bu kariyer yolculuğunda göze alamayacağı bir şey yok. Ancak kariyer için feda ettiklerinden sonra karşımızda mesleğine aşık, yeni nesil bir gazeteci mi göreceğiz yoksa insanın hırs, intikam ve açgözlülükte nereye kadar gidebileceğini mi? Bu sorunun cevabı -çekilirse- ikinci sezonda saklı.           

Aslı’nın ofis boy’luktan ileri gidemeyen ve tepkisini içeriden ‘büşbüş’ rumuzuyla ‘ortaya karışık’ twitler atmakla gösteren Yusuf'la olan diyaloğu, düşüncesi hakkında ipucu veriyordu.

-  Onun yerine mi geçmek istiyorsun, hadi geçtin, işini onun kadar iyi yapabilecek misin?

- Ne olduğun önemli değil, insanların ne olduğunu düşündüğü önemli. Önce bir algı yaratırsın sonra o zaten gerçek olur. Fal bakmak gibi düşün. Biri sana mavi gözlü birine aşık olacaksın derse sen mavi gözlü olanları seçersin.

-  İşini iyi yapıyor olmanın hiç mi önemi yok?

- İşini iyi yapmak değil mesele, önemli insanlar senin iyi olduğunu söylerse iyi olmuş sayılırsın zaten, herkes kabul eder..

Tahmin ediyorum sosyal medyada, iki ayrı dönemi temsil eden Aslı ve Leyla karakterinin davranışları üzerinden X ve Z kuşağı çatışması yaşanacaktır. Z kuşağı, başarı basamaklarını kuş uçuşuyla geçip zirveye konmaya kararlı, fake hesaplardan manipülasyona açık ve duygusal olarak kesinlikle öngörülemez. X kuşağı başarı basamaklarını tek tek tırmanmış, toplumun taşıyıcı kolonları ama oldukça sıradan gibi şeyler.

Dizide kuşak çatışması kendini hissettiriyordu ama hikaye bununla sınırlı değildi. Mesela Lale‘nin yıllardır birlikte çalıştığı genel yayın yönetmeni Kenan ve eşi Selim'le olan ilişkileri incelenmeyi hak ediyordu.     

Lale ve Kenan ‘yakın arkadaş’ olarak başladıkları ilişkilerini ‘sevgili’ boyutuna taşımış ancak ilişkiyi yürütemeyip tekrar ‘yakın arkadaş’ boyutuna indirmişlerdi. Bu boşlukta Lale, Müge'yle yemek yediği lokantanın sahibi Selim'le evlenmiş ve iki çocuğu olmuş. Lale’nin Selim'le evliliği bir ‘kaçış’ değil üzerinde iyice düşünülmüş bir ‘karar.’

Kenan istediği kadına istediği zaman ulaşacak fiziki ve maddi güce sahip, bunu da kullanıyor. Diğer yandan ne intikam peşinde koşacak kadar 'basit', ne de tüm geçmişi silecek kadar 'sıradan'. Evet Lale’ye çok acı çektirdiği belli, ancak onu her gün ‘bir kelebeği parmak uçlarında tutuyor’ gibi sevmesi, kovulduğunda Lale'nin arkasında durması ve bazı akşamlar içinden bir parçayı koparıp Lale’yi evine bırakması onu ex-sevgililerden farklı kılıyordu. 

Şöyle düşündüm; bir kadını çok sevmek başlangıçtır, devamını karakter getirir. Güven duygusu aşkın yerini tutmaz ama kadınlar güvenmediği birine de aşık olmaz. Bir kadınla her şeyi yaşayabilirsin, vücudunun neresinde ‘ben’ vardır bilirsin ama ‘benlik’ duvarını aşamadıktan sonra ‘biz’ olamazsın. 

Lale başarılı bir gazeteci ancak işinden ayrılmak zorunda kalıyor. Veda konuşmasında ‘olmuş olmak değil mesele, olma yolculuğu. İnsan kendine değil işine aşık olmalı’ diyerek zamanımızın çoğunu harcadığımız iş hayatına ve iş arkadaşlığına dair anlamlı tespitlerde bulunuyor. Özel eşyalarınızı koyduğunuz koliyle ofisten çıkarken, içine düştüğünüz boşluktan sizi çıkartacak olan simitçi teyzenin ‘iyi ki varsın’ temennisidir. Önemli biri olmak mı, değerli biri olmak mı? 

Son olarak medya dünyası, para ve güç sarmalına bir göz atmakta fayda var. Ortada aslanların tarafında gözüken bir başarı var ancak bu yolun dümdüz değil yokuş yukarı olduğu, aslanların içinde dahi zayıf olanın kolayca kurban edileceği katı bir sistem mevcut.

Kanalın sahibi Sulhi ile Gül arasında at çiftliğinde geçen bir diyalog vardı. Sulhi Gül’e ‘şu seyis Seyfi yıllardır benimle, atları çok sever, ben de onu. Ama bir gün Seyfi mi, at mı diye bir karar vermek zorunda kalırsam, hiç tereddüt etmeden atı seçerim’ demesi konunun özeti gibiydi. 

Nejat İşler’in sesinden fabl tadında anlatılan aslan ve avcı kuş hikayelerini bazen abartılı buldum ama diziye farklılık kattığı söylenebilir. Oyuncuların kıyafet seçimleri, görüntü efektleri ve müzikler diziyi ileri taşımıştı. Sena Şener’in Amy Winehouse ruhunu odamda gezdiren ‘ölsem’ şarkısı da yağmurlu bir gecede iyi geldi..


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

the sinner veya ufak tefek kesikler..

geriye doğru bakıp hüzünlenen bir çift çocuk gözü..

kalbimin en doğusunda..