Kayıtlar

geriye doğru bakıp hüzünlenen bir çift çocuk gözü..

   Dini bayramların kendine has bir mutluluğu, yorgunluğu, karmaşası ve yalnızlığı vardır. Çalışmak zorunda olanlar dışında bayram sabahı yalnızlığının, bekleyen ve beklenen için bir hüzün bulutu gibi insanın içine çöktüğünü düşünürüm.  Bu steril yalnızlıkla baş edemeyecek olanlar için son dakika biletleri vardır ancak ya en pahalısından uçak yolculuğunu ya da ek seferlerin yorgun suratlarında, gazı kaçmış muavin kolası tadında bir otobüs yolculuğunu göze almaktır bu. Yine de şeker ve çikolata reklamlarında aile fertleriyle topluca yenen bir akşam yemeği gözleri yaşartır ve bayram yolculuğuna çıkılır.    Otobüs yolculuğunu tercih edenler için otogarların yarı ciddi, yarı laubali havası sizi karşılar önce. Şanslıysanız ‘nereye hemşerim, hemen İstanbul var’ sınavını geçip peron numarasını ararsınız. Neon ışıklarıyla yazılı lokanta isimlerinin bir harfi sönüktür nedense. Sivrisinekler için yapılmış elektro-şok aletinin altında, mercimek çorbasının başında bekle...

aldanmaz ailesi..

  - Necdet sen misin, nerde kaldın, boyun devrilmesin Necdet.. - Buradayım işte Necla, koşup geldim şantiyeden, neyin var? - Neyim mi var, suyum geldi suyum, salonda doğuracağım, hala neyin var. - Tamam tamam, hadi hazırlan çıkalım. - Ah ben fok balığı gibi olmasam senden yardım istemezdim de. Ah ben kuğu gibiydim, kendim giderdim hastaneye, ah ah.. - Uzatma Necla, doğum çantan nerede? - Kapının kenarında ya, umrunda değil ki doğum moğum. - Ha işte burada, hadi gel yavaş yavaş. - Çağırdın mı asansörü? - Ya tamam söylenme artık, dua okuyalım, işimiz düzgün gitsin - Dur ben Zehra’yı arayım gelsin. Hemşire kız, senden çok işe yarar. - İyi iyi, gelsin. - Kapıyı sıkı kilitle, hırsızlık almış başını gitmiş. - Tamam sen çağır asansörü, ben kapıyı kapatırım. - Arabanın evraklarını aldın mı, satışını alacaktın bugün, o çocuğu da gözüm tutmadı ya neyse - Ya Necla sen mi doğuracaksın ben mi, neyini beğenmedin çocuğun? Bugün buluşup alacaktım üstüme sen aradın, ay...

dört gün..

Hatırasız bir çocuktum. Pek arkadaşım yoktu. Onlar da play station oynamaya gelip hemen giderdi. Babam mühendisti. Yurtdışındaki görevi nedeniyle yılda iki kez eve uğrardı. Annemle ablam,   iki sokak ötede oturan kuzenlerimle çocukluk dönemini böylece atlatmıştım. Üniversite için evden ayrıldığımda yalnızlık çekmedim. Okul hayatım çimlerde gitar çalan kızlı erkekli gruplar veya kravatsız takım elbiseli gençler arasında geçmedi. Yemekhane fiyatlarını masalara vurarak boykot etmedim, yurdun gece kesilen sıcak suyunu dert etmedim. Üniversiteyi bitirip mezun olduğum sene babam emekli oldu, yurda döndü. Ben de çok geçmeden özel bir bankada müşteri temsilcisi olarak işe başladım. Sistem basitti. Çok parası olanı ayakta karşılıyor, parasını güvence altına alıp üstüne faiz veriyorduk. Her zaman kahve içmeye bekliyorduk. Diğer yanda çalıştığı fabrikanın montu üstünde, saçları yer yer dökülmüş abiler ve ellerini dizlerinin arasında birleştirip önümdeki ekranda neler yazdığını merak ede...

yarım kalmış hikayelerin son hecesi..

  Babalar ve oğulları arasındaki sorular genellikle cevapsızdır. Yani belli bir yönü yoktur, belli bir amacı. Zaten kısa cevaplar, oğulun hayatında açılan boşlukları kapatmaya yetmez. Yıllarca o delikten öfke ve çaresizlik sızmış, hatıralar kurumuştur.  Başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ ve Settar Tanrıöğen'in oynadığı, Kemal Varol’un aynı adlı kitabından uyarlanan Aşıklar Bayramı filmi bitince hissettiğim duygu buydu.   Yirmi beş yıl sonra yağmurlu bir akşam elinde sazıyla çıkagelen bir baba, Heves Ali. 39 yaşında avukat, bekar bir oğul, Yusuf. Eli ayağı düzgün, saygın bir ceza avukatı. Annesi rahmetli, bir de görüştüğü Yıldız diye bir kız var ama onunla ilişkisini anlamadım.   Heves Ali elinden hiç düşürmediği sazıyla Anadolu’da tanınan bir halk ozanı. Kırşehir’den başlayıp Kars’a gitmek ve son kez Aşıklar Bayramı festivaline katılmak istiyor. Yusuf’un bir gece ansızın gelen babasına tepkisi rahatsız edecek kadar yumuşak. Belki de ne hissedeceğini bilemedi. Babasını...

kuş ölür sen uçuşu(nu) hatırla..

Netflix’in 3 Haziran 2022 tarihli dizisi Kuş Uçuşu hakkında bir şeyler yazmak istedim. Sekiz bölümlük dizide, Öteki Taraf isimli haber bülteni sunucusu Lale Kıran ile stajyer Aslı Tuna arasında gelişen olayları izledik.  Gazetecilik mezunu Aslı, bir şekilde Lale’nin haber kanalında stajyer olarak işe başlar. Henüz mesleğin başında, bodrum katında yaşıyor ve torpili yok. Lale’nin yerine geçmeyi tam anlamıyla ‘kafasına koymuş’ ancak bunun için tek motivasyonu obsesyona evrilen ilgisi, uygulayabileceği tek strateji ise algı yaratmak ve onu yönetmek. Sosyal medyanın geleneksel medyayı, algı ve kulis haberciliğinin de araştırmacı gazeteciliği tahtından indirdiği günümüzde sistem basit işliyor. Bir haberin sürekli karşınıza çıkması zamanla o şeyin doğru olup olmadığını önemsiz kılıyor. Çünkü haberin bilinçaltınızda yarattığı etki ile çabucak bir düşünce ve davranış kalıbı oluşuyor. Bilinçaltına yerleşen düşünceyi sonradan ‘yanılmışım’ diyerek söküp atmak kolay değil. Bu süre zarfında z...