Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, yıllar çabucak geçiyor..
Bazen blogda yazdıklarını okuyorum. Takipçilerin deniz kenarında mutluluk pozlarını beğenmişler ama ışıklar sönünce içindeki kelebek mezarlığını fark etmemişler. Satırlarından damlayan hüzün, aniden bastıran bir sel gibi önüne ne katarsa sürüklüyor. Nehir kenarında durmuş anılarının denize akışını seyrediyorsun. Bak şu giden mezuniyet töreninde ‘baba senin hakkını nasıl öderim’ dediğinde ‘iban atarım’ diyen mavi gözlü devle şakalaşmaların olsa gerek. Şu da yüksek lisans diplomasını alınca hissettiğin duygu olmalı. Arkadaşlarından biri ‘sen şimdi ne oldun demişti,’ ‘hiç aynı’ demiştin. Sessizlik olmuştu. Şu giden üniversite öğrencileriyle yaptığın söyleşi mi? Yeni bir takım elbise almıştın. Heyecandan notlarını karıştırmıştın. Hukukun üstünlüğü mü neydi.. Şu paramparça sürüklenen şeyse aşk galiba. ‘Çok iyisin ama..’ diye başlayan cümleler. İyi olmanın yetmediğini öğrenmen yıllar aldı. Bir ip atıp kurtarsan mı acaba, boşver akışına bırak. Bir çivi çakmalıs...