eylül'e..
Ölmeden önce bir dakikan olsa neyi düşünürdün, kimi hiç unutamadın? Nasıl hissederdin? Pişmanlık mı yoksa huzur mu saracak 21 gramlık ruhunu.. -- Denize gitmek için, sırt çantasıyla minibüse binmenin yeterli olduğu bir şehirde doğmuştu. Hemen her gün, alt yaprakları kurumuş bir palmiye gölgesinde, tedirgin ayakkabılarını denize doğru uzatıp, yabancı müzik eşliğinde saatlerce kitap okurdu. Hiç yazılmamış bir hikayenin kokusu vardı saçlarında. Dışarıda kar yağarken içeride sobası tüten bir pencere gibiydi gözleri. Öznenin yükünü taşıyamazdı sözleri, kısa ve biçimsizdi. Tamam, belki, olur.. O sabah çok sevdiği, yakası ve kolları dantelli beyaz elbisesi vardı üzerinde. Doksan iki gün ile zamanın torpil geçtiği yaz bitmiş, Eylül gelmişti. Kışçıları ve yazcıları üzmeyecek iki ay varsa Nisan ve Eylül’dü. O da severdi bu tasasız günleri. Elele yürüdük Arnavut kaldırımlı, pembe begonvilli, kedili yolu. Telefona bağ...