Kayıtlar

Ağustos, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

şiirini öldüren şair..

               Bugün benim doğum günüm.                  Dışarı eksi 10 derece. Evlerin çatıları, çam ağaçları, arabaların üstü, geçen yağan kar ile bembeyaz. Yazın gece yarılarına kadar susmayan çocuk parkında iki boş salıncak ve onların üstünde beyaz örtü. Boş salıncaklar hakkında bir kitap yazılmalı diye düşünmüşümdür. Kış mevsiminin soğuk, puslu, kömür kokulu havasına bir armağan gibidir kar.  Bir dostum, 'canın mı sıkılıyor, yazmak en iyi terapidir, yaz kurtul' diye mail atmıştı. Aynı dakikalarda youtube ‘insan bastırdığı duygunun esiri olur’ klibini önerdi. Birçok konuda hayatın akışına güvenmişimdir. Diğer taraftan tesadüfen karşına çıkan şeylerin aslında hiç sana ait olmadığını ve bir gün tesadüfen sona ereceğini de unutmamalı. Spotify’den seçtiğim parçalar daha çok eskiye ait. Tarkan’dan ‘unut beni’ ile başladım.   Bir insan neden unut beni diye şarkı yazar ki, üşütür ka...

iki yabancı..

Yolcu yalnızlar ormanında amaçsızca ilerlerken, yavaş adımlarla birinin geldiğini fark etti. Biraz korktu ve irkildi ancak yürümeye devam etti. Karşı karşıya gelince cesaretini topladı, sen kimsin? diye sordu. - Benimle gel. Seni aradığın yere götürebilirim.  - Bir yeri aradığımı nereden çıkardın, hem sen kimsin, seni niye takip edeyim? - Senin gibi yolcuyum ama hancı diyebilirsin. Bu ormanda herkes yalnızdır ve kaybolmuştur.  Yolcu bir süre ilk defa gördüğü bu kişiye baktı. Saçları ve sakalı uzamış, kılık kıyafeti yıpranmıştı. Gözlerinin rengi kızıl maviydi. Konuşurken uzaklara bakıyor gibiydi. Kısa bir süre düşündü, sezgilerine güvenmek istedi. - Peki seninle geleceğim.   Fazla beklemeden yola koyuldular. Bazen hızlı yürüdüler bazen yavaşladılar. Bazen erkenden uyudular bazen geceler boyunca yol aldılar. Mevsimlerin değiştiğine, günlerin uzayıp kısaldığına şahit oldular. Güneşin tepenin ardından batmaya hazırlandığı bir akşam yol ikiye ayrıldı. Yolun ortasında...

sessizlik..

Sessizlik; Zemheri ayazı, kış güneşi, ıssız bir ovada ahlat ağacıdır. Elma çiçeklerine düşen kar, parkta yalnız salıncak, tellere takılan uçurtmadır. Pencereye konan güvercin, ateşe koşan kelebek, sokağa bırakılan köpektir. Karanlıkta okula giden çocuk, işinden çıkarılan baba, balkonda çiçek sulayan annedir. Arkasından koştuğun son vapur, çamur sıçratan taksi, rötar yapan uçaktır. Kabarmayan kek, yalnız içilen çay, ıspanaksız börektir. Silahsız asker, cübbesiz avukat, öğrencisiz öğretmendir. Az takipçili hesap, kısaca verilen cevap, linç edilmemek için sessiz kalmaktır. Gece uykudan uyandıran hıçkırık, baş dönmesi, karın ağrısıdır. Rüzgarda kopan yaprak, o yaprağı görünce unutamadığın yaz günleridir. Okuyamadığın kitap, yazamadığın şiir, gidemediğin şehirdir.  İstanbul hasret, İzmir aşk, Ankara sessizliktir. Kapıyı anahtarla açmak, kendi yemeğini yapmak, kanepede uyuya kalmaktır.  Tek başına Galata Kulesi’ne çıkmak, balık ekmek yemek, boğaz turu y...

ateş, su, hava, toprak..

Ateş, su, hava, toprak. Hayatın oluşumu ve devamı için gerekli dört element. Bu elementlere mitolojik çağlardan beri büyük anlamlar yüklenmiş, ateş tanrısı (fuji) su tanrısı (poseidon), gök tanrısı (zeus), yeraltı tanrısı (hades) gibi isimler verilmiştir. Sembolizmin yazının icadından daha eskiye dayandığı düşünüldüğünde her görkemli yapıda onların izlerini sürmek mümkündür.   Sanatçılar tarihin akışı içinde resim, müzik, heykel gibi görsel sanatları kullanarak onlarla daha barışık bir yolu denemiş, ateşi, suyu, havayı ve toprağı ‘daha iyi bir insan ve toplum nasıl mümkün olabilir’ sorusunun öznesi olarak, sonsuzluğa uzanan eserleri aracılığıyla bize anlatmaya çalışmışlardır. Hayatı var eden ve sürdüren bu dört elementin hepimizin bildiği bazı özellikleri vardır.  Su, dünyanın ve onun izdüşümü olarak insanın yüzde 70'ini oluşturur.  Suyun varlığı, ateşin suyu buharlaştırıp havanın onu soğuk katmanlara taşımasına bağlıdır. Yani ateş kendini söndürecek suyu yine kendi var...