iki yabancı..


Yolcu yalnızlar ormanında amaçsızca ilerlerken, yavaş adımlarla birinin geldiğini fark etti. Biraz korktu ve irkildi ancak yürümeye devam etti. Karşı karşıya gelince cesaretini topladı, sen kimsin? diye sordu.

- Benimle gel. Seni aradığın yere götürebilirim. 

- Bir yeri aradığımı nereden çıkardın, hem sen kimsin, seni niye takip edeyim?

- Senin gibi yolcuyum ama hancı diyebilirsin. Bu ormanda herkes yalnızdır ve kaybolmuştur. 

Yolcu bir süre ilk defa gördüğü bu kişiye baktı. Saçları ve sakalı uzamış, kılık kıyafeti yıpranmıştı. Gözlerinin rengi kızıl maviydi. Konuşurken uzaklara bakıyor gibiydi. Kısa bir süre düşündü, sezgilerine güvenmek istedi.

- Peki seninle geleceğim. 

Fazla beklemeden yola koyuldular. Bazen hızlı yürüdüler bazen yavaşladılar. Bazen erkenden uyudular bazen geceler boyunca yol aldılar. Mevsimlerin değiştiğine, günlerin uzayıp kısaldığına şahit oldular. Güneşin tepenin ardından batmaya hazırlandığı bir akşam yol ikiye ayrıldı. Yolun ortasında kocaman bir incir ağacı vardı.

- Nereden gideceğiz? diye sordu yolcu

- Bilmiyorum dedi hancı.

- Nasıl bilmiyorsun, hangi yoldan geldiğini unuttun mu, bu kadar yolu boşuna mı geldik?

- Şu ağacın altına otur. İzin verirsen sana bir şey anlatacağım dedi hancı. Yıllar önce senin gibi kaybolmuştum ve nereye gideceğim konusunda en küçük fikrim yoktu. Günler geceler boyunca yürüdüm. En sonunda bu yolağzına geldiğimde senin oturduğun incir ağacının altında uyuya kaldım. Bir rüya gördüm.

Rüyamda tanımadığım bir ses ‘bu yollardan birinin sonunda bataklık var. O yola gidersen daha çok kaybolacak ve kurtulman mümkün olmayacak. Diğer yolun sonundaysa deniz karşına çıkacak. Sahilde bir kayık göreceksin. Kayığa bindiğin anda bu ormandan kurtulacaksın. Bu arada, seçtiğin yoldan geri dönmeye karar verirsen hangi yolun denize, hangisinin bataklığa çıktığını asla hatırlamayacaksın. Sadece tek şansın var. Ona göre iyi düşün’ dedi.

Şaşkınlık içinde uyandım. Kalbimin sesini dinledim ve bir yolu tercih ettim. Sonunda denize kavuştum. Heyecanlıydım, hemen kayığa atladım. Tam küreklere asılıp yola çıkacakken suyun üstünde bir şey gördüm. Kayıktan indim ve geldiğim yolu geri yürüdüm.    

- Niye tam kurtulacakken geri döndün? Hiçbir şey anlamadım anlattıklarından.

- Lütfen dinle.

Ormana döndüğümde binlerce insan gördüm. Bazıları zevkin ve umursamazlığın esiri olmuştu. Paranın satın alamayacağı bir kutsalı kalmamıştı. Bazıları önemli insanlardı ama değerli değildi. Makamın kendilerini yükselttiği bir uçurtma gibiydi. Bazıları fakir ama inatçı cahillerdi. Kargadan başka kuş tanımam diyerek güvercinlere taş atıyordu. Bir kısmıysa hayatları çalınmış, kırgın insanlardı. ‘Ne fark eder’ çıkmaz sokağında gecekonduda yaşıyordu.

Sonra seni gördüm. Önce tereddüt ettin ama sonra bana güvendin. Uzun bir yolu geldik seninle. Şimdi bu yollardan birinde bataklık, diğerinde deniz var. Hangisinin nereye çıktığını inan ki hatırlamıyorum. Sen de kalbinin sesini dinle, bir karar ver. Ben buradan ayrılmak zorundayım.

-  Bekle, dedi yolcu. Ben de sana bir şey anlatmak istiyorum.

Seninle karşılaşmadan önce ben de bir rüya gördüm. Rüyamdaki ses ‘buradan kurtulmak istiyorsan benimle gel’ dedi. Uyandım ve günlerce o sesin sahibini aradım. Eğer rüyamda gördüğüm kişi sen isen lütfen yardım et. Hangi yol denize çıkıyor, hangisi bataklığa?

- Yolcu, belli ki aynı rüyayı gördük. Bana doğru yolu gösteren sana da gösterecektir. Gitmek istediğin yolu yürü, kayığa bin ve bu yalnızlar ormanından kurtul.

Yolcu derin bir nefes aldı. Gözlerini ağacın üzerinde gezdirdi. Kırgın bir sesle ‘soruma cevap vermedin. Denize baktığında ne gördün de aniden fikrin değişti? Seni kurtuluşun eşiğinden tekrar buraya gönderen neydi?

- Dedim ya uzun süredir bu ormandayım. Yıllardır aynada kendime bakmamıştım. Suyun üzerinde rüyamdaki sesin sahibini gördüm. Kendimi bulmak isterken o’nu bulmuştum. Eğer sahildeki tek kayığa binip gidersem o asla buradan kurtulamayacaktı.  

Hancı arkasını döndü, yavaş adımlarla yürümeye başladı. Henüz iki üç adım atmışken ‘dur’ dedi yolcu. ‘Benimle gel, ikimiz birden sevinebiliriz.’

      Hancının asırlık yalnızlığı iki büyük damla olup gözlerinde birikti. Arkasını dönmeye cesaret edemedi. Başını sessizce iki yana salladı.  

        Yolcu kalbinin sesini dinledi. Bir yolu tercih etti ve sonunda denize ulaştı. Sahilde onu bekleyen kayığı gördü ancak bir tuhaflık vardı. Kayık sadece bir kişinin sığacağı büyüklükteydi. İki kişiye yer yoktu. İpleri çözdü, kayığa bindi. Hancıyla yaptığı yolculuğu ve anlattığı rüyayı hatırladı. Derken durgun suyun üzerinde yalpalanan kayığın adını fark etti. Üç küçük harf.. 

         Güneş tüm sıcaklığıyla içini doldurdu, gözlerini kapayıp derin bir nefes aldı. Dönmemek üzere uzaklaştı..  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

the sinner veya ufak tefek kesikler..

geriye doğru bakıp hüzünlenen bir çift çocuk gözü..

kalbimin en doğusunda..